Bir Beldeden Diğer Bir Beldeye Olan Yolculuk

12

Kemal, Ela’nın yüzünü çok merak ediyordu. Ama o yüzü görmek bir türlü nasip olmuyordu.

Bir gün artık samimi arkadaş olan amcası Abdullah ile bakkalda çay içerlerken Ela da yerleri süpürüyordu. O Sırada Ela’nın yüzündeki yazma açıldı, yüzü ortaya çıktı. Büyük bir telaşla doğrulup acaba bana bakıyor mu dercesine Kemale bak üç yıl içerisinde Türkan öğretmeninden çat pat okuma yazma öğrenmişti.

Okuma yazması ve de matematiği iyi idi; Abdullah istemeyerek de olsa, bakkalı işletmesi için Ela’yı yanına aldı. Başının mutlaka kapalı olacağım ve sadece gözlerinin açık kalacağını şart koşmayı unutmadı. Üstün zekası, çalışkanlığı ile kısa zamanda bakkalı çekip çeviren tek isim Ela oldu; zaten Abdullah’a kalsaydı, iflas ederlerdi. Abdullah sadece gözcü niyetine kalıyordu.

Ela’nın bakkalda çalışmasını uygun görmeyen köylüler, buna bayağı tepki göstermişlerdi. Bu tepkinin tek nedeni Ela’nın kadın olmasıydı. Abdullah’ın başka çaresi olmadığı ve cebine bu şekilde birkaç kuruş para girdiği için bu tepkileri pek fazla kafasına takmıyordu. Ela, ister istemez aldığı bu tepkilerden rahatsızdı. Bir işi yapabilmek için mutlaka erkek mi olmak gerektir? Sorardı kendi kendine üzgün bir şekilde.

Bir gün Abdullah Cizre’den getirdiği bisküvileri tahta raflara yerleştiriyordu. Ela da listeden gelen malzemelerin geliş fiyatlarına bakıp ona göre kendince üstüne birkaç kuruşluk kar atıp fiyatlarını kağıtlara yazıp bantla tek tek bölmelere yapıştırıyordu. Tam o sırada 1.75 cm boylarında, yeşil gözlü, 22 yaşlarında bir subay ile beraberinde iki asker bakkala girdi. Bu Kemal teğmendi. Aslen Yozgatlıydı. Kara harp okulu mezunuydu. Mezun olduktan sonra ilk şark görevine atanmıştı.

Ela ile göz göze geldiği o ilk anda adeta ikisinin de ayaklarının bağı çözüldü, ikisinin arasında şimşekler çakmaya başladı. Duruma müdahale etmek isteyen Ela heyecanlı bir şekilde Kemal teğmenin yüzüne baktı.

Buyurun hoş geldiniz, buyurun.

Ela’yı gören Kemal bir müddet öyle kalakaldı. Konuşamadı.

Gözyaşlarım tutamadı; aynı anda Kerime de gözyaşlarıyla biricik oğluna eşlik etti.

Çoğu kez ve artık Cizre’de, kimlik kontrolünü dağdakiler yapıyordu. Babası Abdullah bu durumu göz önünde tutarak, Ali’yi sağ salim ve dağdakilerin eline kaptırmadan askeriyeye teslim etmek için onu bir halat yardımıyla traktörün altına bağladı.

Kerime o şekilde gözyaşlarıyla Ali’sini askere uğurladı.

Aşağı yukarı köyleri ile Kasrik Beldesi arasındaki 25 km vardı. Böyle bağlı bir şekilde Kasrik’e vardılar; traktörün altında bağlı olan Ali’nin ipini çözdüklerinde giydiği yeni elbiseleri, üstü başı toza bulanmıştı, tanınmayacak bir hale gelmişti. Çok toz yutmuştu. Rahatsızlandığı her halinden belliydi. Sürekli öksürmeye başladı. Yüzünü gözünü iyice yıkayıp biraz su içtikten sonra biraz kendine geldi. Bu şekilde bir yolculuk onun unutamayacağı bir andı.

12

Ama başka bir alternatifleri de yoktu. Köyde batıya çalışmaya ya da askere giden gençlerin çoğunu bu şekilde yolcu ediyorlardı. Ali, Kasrik’ten Cizre’ye oradan da otobüsle Samsun Sahra Sıhhiye Okulu Gökberk Kışlası’na yolcu edildi.

Bir cevap yazın